Hastanede Muayene Ne Zaman Başlar?
İzmir’de yaşayan bir genç olarak, hastanelerle olan ilişkimin oldukça karmaşık ve genellikle mizahi bir hal aldığını itiraf etmeliyim. Ne zaman hastaneye gitsem, sanki hayatımın en büyük sınavına giriyormuşum gibi hissediyorum. Yani, hastaneye gitmek demek, sadece hastalıkla mücadele etmek değil, aynı zamanda sabır sınavına girip, bol bol “Acaba neden buradayım?” sorusuyla baş başa kalmak demek.
Ve şunu kabul edelim, hastanede muayene ne zaman başlar, bu sorunun cevabı her zaman “bugün mü?” veya “şu an mı?” gibi belirsizliklerle doludur. Bir yandan başımda dönen “Ya acaba bir şeyim var mı?” kaygıları, bir yandan da girişteki o şaşırtıcı biçimde düzene oturmuş, ama bir o kadar da karmaşık kabul ettiğim sistemle yüzleşmek… İşte bu yazı, hastaneye gitmeye karar verdiğiniz o anı anlatan küçük bir mizahi hikayeyi içinde barındırıyor.
Hastaneye Gitmeden Önce: O Dönemki Yavaş Karar Verme Süreci
Hastaneye gitmek de ne kolay iş, değil mi? Ama gerçekte, hastaneye gitmeden önce yaşadıklarım tam bir dram. Zaten hastalanmam gerektiği an, ilk başta “Yok ya, her şey yolunda, herhalde bu geçer” dediğim olmuştur. Bu hastalık biraz da sosyal baskı işidir, çünkü çevremdeki herkes “Hadi hastaneye git, belki ciddi bir şeydir” derken, ben “Bana bir şey olmaz, iyiyim” diye diretmeye devam ederim. İzmir’in sakin atmosferinde bile hastaneye gitmeye karar vermek, adeta bir yaşam kararı almak gibi hissedilir.
Bir gün, İzmir’in o gıcır gıcır sahilinde yürürken birden mide bulantısı hissettim. “Yok ya, bu sadece sabah kahvemi biraz fazla içtim” dedim. Hatta telefonuma bakıp, bir yandan hastaneye gitmenin ne kadar gereksiz olduğunu kendime anlatmaya çalıştım. Ama bir bakıyorum, birden o kadar çok düşündüm ki, acaba midemde mi bir sorun var, yoksa gerçekten bir şeyim var mı diye… İşte, o noktada hastaneye gitmeye karar verdim. Ama bu kararın üstü de sürekli bir “Bunu gerçekten yapmalı mıyım?” sorusu ile kaplıydı.
İç Sesim: “Hadi git, en fazla bir aspirin alırsın, geçer.”
Diğer İç Sesim: “Ya ciddi bir şey çıkarsa?”
İç Sesim: “Eee, doktor daha iyi bilir, ama şimdi gitmesek…”
Diğer İç Sesim: “Ama şunu unuttun, bu yüzden işin yok, bir hafta bekleyebilirsin.”
Sonunda hastaneye gitmeye karar verdim, ama bu karar da tam olarak “haydi gidiyorum” değil; bir “hadi ama gitmem lazım, yine de gitmesem de bir şey olmaz” şeklinde bocalama haliydi.
Hastaneye Varış: Girişteki İlk An
Neyse ki hastaneye vardıktan sonra, hastaneye girmemin kolay olacağına dair hafif bir umut vardı. Çünkü en zor kısmı – bana göre – o binaya adım attıktan sonra başlıyor. O güvenlik kapısından geçiş, ilk test aşaması… “Buralarda çok büyük bir boşluk var mı, acaba?” diye içimden düşünüyorum. O güvenlik görevlisinin bakışlarıyla göz göze geldiğimde, sanki “Ben seni tanıyorum, hasta olmayın” demeye çalışıyor gibi hissediyorum.
İçeri girdiğinizde, o “Giriş” kısmındaki klinik belirleme de ayrı bir efsane. Herkes orada sırada beklerken, siz kendinizi bir an “Bunu gerçekten istiyor muyum?” diye sorguluyorsunuz. Doktor ne zaman gelecek? Muayene ne zaman başlar?
İşte o an başlıyoruz. 30 dakikadır sıradayız.
Muayene Ne Zaman Başlar? Gerçekten Başladı mı?
Önümde üç kişi daha var. Bekliyorum, bekliyorum, bir dakika daha. “Bu muayene ne zaman başlar?” diye merak ediyorum. Sağlık sektörüne olan güvenim öylesine güçlü ki, sırada beklemek bir işkenceye dönüşse de “Benim sıram ne zaman gelir?” diye sürekli döne döne düşünüyorum.
Bir anda, 10 dakika sonra, asistan kimlikli bir çalışan “Kiminle görüşeceksiniz?” diye soruyor. Benim iç sesim de devreye giriyor:
İç Sesim: “Ah, nihayet biri seslendi! Herhalde muayene başlayacak!”
Diğer İç Sesim: “Sakin ol, belki sadece isminizi kaydedecekler.”
İç Sesim: “Hadi ama, yapma, insan bir umutlanır!”
Ve gerçekten de isim kaydettikten sonra, bir başka 20 dakika boyunca tekrar beklemeye devam ediyorum. Artık gözlerim devirmeye başlamışken, en sonunda içimden “Neyim var, diyorum ya, bana da bir şey yok!” diye geçiriyorum.
Doktorla Karşılaşma: Şimdi Gerçekten Muayene Başlar mı?
Sonunda odanın kapısı açılıyor, doktor içeri giriyor. Ama hâlâ, “Gerçekten başladı mı?” sorusunun cevabını alamadım. Çünkü hastanede muayene, doktorun “Ben geldim” demesiyle başlıyor gibi bir şey değil. Biraz daha kurnaz bir süreç var. Yani, esasen hastanede muayene ne zaman başlar? Bunu, sadece doktorun kafasında bitiren bir olaydır.
Doktor: “Nasılsınız?”
Ben: “İyi, ama bir de şu midemdeki his var.”
Doktor: “O zaman bir tahlil yapalım, bakalım.”
Ben: “Bunu söylediğinizde çok ciddi oluyorsunuz ya!”
Doktor: “Bazen biz de çok ciddiyiz, ama o kadar da değil!”
Ben: “Hmm, güven verebilirsiniz o zaman.”
Doktor: “Sizinki ‘yavaş’ bir güven verme türü gibi görünüyor.”
İşte, o an! Muayene başlıyor. Ama esasında ne zaman başladığını, başlama ritüelini tam olarak hissedebilmiş değilim. Sadece bir şey var: Zamanla hastalık değil, hastaneye gitmenin süreçlerine alışıyorsunuz.
Sonuç
Sonuçta hastanede muayene ne zaman başlar sorusu, aslında daha çok zamanın ne kadar belirsiz ve geçici olduğunun bir simgesidir. Hem sağlıkla ilgili endişelerimiz, hem de günlük hayatın koşturmacasında biz ne zaman bir şeyin başladığını veya bittiğini anlayamayız. Çünkü hastaneye gittiğimizde asıl mesele başlamak değil; her şeyin sonunda bizi ne beklediğidir.
Ve bir dahaki sefere hastaneye gittiğimde belki de sadece o kaygıdan kurtulmak için “Bana bir şey olmaz!” diyerek, işin asıl başlangıcını sorgulama safhasını geçireceğim.